Son dönemlerde haber bültenlerinde ve sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir tablo var: 12–17 yaş aralığındaki “çocukların(!)” karıştığı kriminal vakalar. Yaşları küçük, suçları büyük. Henüz ergenliğin eşiğinde olmalarına rağmen adliye koridorlarında, karakol önlerinde anılıyorlar. “Çocuk” kelimesiyle “suç” kelimesinin aynı cümlede geçmesi bile insanın içini sızlatmaya yetiyor.
Bu tabloyu sadece “bireysel hatalar”, “aile ihmali” ya da “sosyal medya etkisi” ile açıklamak kolay ama eksik olur. Çünkü ortada daha derin, daha sessiz bir mesele var: DEĞER BOŞLUĞU.
Yıllar önce ilkokul sıralarında her sabah okunan Andımız, bugün hâlâ tartışma konusu. Kimileri için gereksiz bir tekrar, kimileri için ideolojik bir dayatma. Ancak mesele metnin kendisinden çok, içinde taşıdığı değerler olmalı. “Doğruyum, çalışkanım” diyebilmek… “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” gibi cümleleri her gün yüksek sesle dile getirmek… Bunlar birer slogan mıydı, yoksa çocuk zihnine atılan küçük ama sağlam tohumlar mı? Bugün baktığımızda; doğru ile yanlış arasındaki çizginin bulanıklaştığı, emeğin değersizleştiği, saygının “eski moda” sayıldığı bir iklimde büyüyen çocuklar görüyoruz. Aidiyet duygusu zayıf, sınırları belirsiz, otoriteyle ilişkisi problemli bir kuşak… Elbette bunu sadece Andımızın kaldırılmasına bağlamak haksızlık olur. Ama tamamen ilgisiz olduğunu söylemek de gerçekçi değil. Bir çocuk her sabah “Ben Türküm, doğruyum, çalışkanım” dediğinde belki o an ne dediğinin farkında değildi. Ama yıllar sonra bir karar anında, bir öfke patlamasında, bir yanlışın eşiğinde o cümlelerden biri içinden sessizce geçebilirdi. Değerler böyle çalışır zaten; bağırmaz, hatırlatır. Bugün çocuklarımıza “neden”leri anlatmakta zorlanıyoruz. Neden şiddet yanlış, neden emek önemli, neden başkasının hakkı kutsal… Çünkü bu kavramlar artık ortak bir dilin parçası değil. Oysa Andımız, tüm tartışmalardan bağımsız olarak, bu ortak dili oluşturan nadir metinlerden biriydi.
Belki Andımız geri gelmeli, belki gelmemeli. Asıl soru bu değil. Asıl soru şu:
Biz çocuklarımıza hangi değerleri, hangi dille, hangi kararlılıkla aktarıyoruz? Bugün suç istatistiklerinde gördüğümüz her “küçük yaş” vakası, aslında bize büyük bir şey söylüyor:
Bu toplum, çocuklarına yeniden doğruyu, emeği, saygıyı ve sorumluluğu hatırlatmak zorunda.
Çünkü biz bu değerlere hiç olmadığı kadar muhtacız. Ve en çok da çocuklarımız için.
