Uzun bir aranın ardından herkese merhaba. Görüşmeyeli epey zaman geçti. En son bu sitede “Özgürlük Mücadelesinin Özel Dönemi: CHP’nin Yükselişi” yazım aracılığıyla sizlerle buluşma şansım olmuştu.
Bu yazıda adından da anlaşılacağı üzere Özgür Özel’in Genel Başkan seçildiği günden bu yana her türlü zorluğa rağmen gerçek bir lider portresi çizme yolunda adım adım ilerlediğinden, CHP’yi doğru hamleler ile iktidara taşımasının son bir basamağı kaldığından, bu basamağından da seçim sandığı olduğundan söz etmiştim. Fakat sandık kelimesinin 25 yıldır ülkenin temeline her açıdan dinamit döşeyen siyasal iktidar ve bu siyasal iktidar ile işbirliği halinde olan içimizdeki ırlandalılar tarafından ne büyük tehlike olarak görüldüğünü söylemeyi eksik bırakmışım. Aradan geçen 418 günün ardından bu gerçeği hep birlikte gördük. AKP’nin siyasallaşmış yargı düzeni ile iş tutan CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimi mutlak butlan kararı ile Genel Merkez’e biber gazı, plastik mermi ve yüzlerce polis eşliğinde milletimizin vekillerini devletimizin emniyet güçlerini kullanarak darp ettirerek girdi ve tekrar yerleşti.
Mazbatasız Butlancı Kılıçdaroğlu ve ekibinin Genel Merkez’e girişlerinin üzerinden geçen 27 günün ardından bugün bir çok Tireli’nin daha önce yerel haber sitelerinde, sosyal medyada adını muhakkak gördüğünü tahmin ettiğim, ancak Tireli olmadığı için hemşehrimiz diyemeyeceğim Ayten Gülsever Hanımefendi, Kılıçdaroğlu ve yönetimi tarafından Kadın Kolları Genel Başkanlığı’na atandı. Kendisiyle butlan kararı ilk çıktığında, hemen ertesi gün sosyal medya üzerinden konuşmuştum ve 14 yaşımdan bu yana CHP üyesi olmaktan gurur duyan bir genç olarak benim gibi düşündüğünü bildiğim milyonlarca arkadaşım adına sitemlerimizi iletmiş, tepki göstermiştim. Kendisi butlan kararını dahi beklemeden Kılıçdaroğlu ile fotoğraflarını sosyal medyasında paylaşmaya başlamıştı. Çünkü Ayten hanım biliyordu ki: “Geliyordu Gelmekte Olan”. Ve ilk kez gerçekten gelmişti. Ben de kendisine umarım bu paylaşımlarınızdan sonuç alır ve siyasi kariyeriniz boyunca hep arzuladığınız o koltuğa kavuşursunuz demiştim. Ardından bireysel tanışıklığımızın başladığı 2022 yılından bu yana yaşadığımız bazı siyasi deneyimler neticesinde kendisine hakkımızı haram ettiğimizi ifade etmiştim. Ayten hanım ise “bende haram edecek bir hakkın yok” şeklinde yanıt vermiş ve konuşmamız bir kaç cümle sonra sonlanmıştı.
Velhasıl, bugünkü atamanın haberini gördüğümde hem çok şaşırdım hem de hiç şaşırmadım. Haber metnini ilk okuduğumda adeta derin bir tefekküre daldım ve son 5 yılda CHP’nin başına gelenleri, CHP’ye yaşatılanları düşündüm. 31 Mart 2024 gecesi çok uzun bir zamanın ardından ilk kez partiyi aşağı çekenler olmadan girdiğimiz bir seçimde elde ettiğimiz zafer nedeniyle sabahlara kadar uyumamış, mutluluk göz yaşları dökmüştük. Bugün ise aradan geçen iki yılın ardından, partimiz tam da iktidar olacakken ve tabiri caizse sancılı bir iktidar doğumuna hazırlanıyorken gençliğimizin cellatlarının, üstelik ilçe başkanı dahi olamayacak düzeydeki kişilerin genel merkezde koltuk sahibi yapılması benim geniş hayal gücümün distopyasını dahi aşan bir durum. Bu gerçeği sindirdikten ve kabul ettikten sonra CHP üyeliğimden istifa ettim. CHP’ye ilk üyeliğimi gerçekleştirirken bana rozetimi takan Genel Başkanım Özgür Özel’in yeniden filizlendireceği bir bahar çiçeğinin, doğrunun ve hakkın can suyuyla beraber koca bir çınara dönüşeceği yeni ve taze bir yapı içerisinde mücadele etmek istedim ve atanmışların yalnız kaldıkları bir partinin parçası olmayı kabul edemedim.
Ardından aklıma birden Nasrettin Hoca geldi. Belki de bizler yaşadıklarımızı çok büyütüyoruz, çok üzülüyoruz ama en üzücü olayda bile bir komiklik vardır diye düşündüm. Acaba Nasrettin Hoca bu günleri görse nasıl bir öykü miras bırakırdı diye geçti aklımın ucundan. Hemen sonrasında ise kültürümüzün mimarlarından, güldürürken düşündüren, düşünürken güldüren Nasrettin Hoca’ya bu olay vesilesiyle bir söz hakkı vermek ve siyasi hayatı boyunca ilk kez bir “başarı” sahibi olmuş kıymetli “siyasetçi" Ayten Gülsever’i ve butlan yönetimini kendimce tebrik etmek isterim:
Günlerden bir gün Akşehir’de seçim sandığı kurulmuş. Yıllardır muhtarlık koltuğuna zamk gibi yapışan Yaşlı Muhtar, karşısına çıkan genç adaya sandıkta fena çarpılmış. Sandıklar bir açılmış ki, Yaşlı Muhtar'a sandıktan oy değil, adeta acı bir reçete çıkmış.
Sindirebilir mi bizim Yaşlı Muhtar? Kabullenebilir mi yılların koltuk sevdalısı? Hemen nefes nefese Kadı Efendi'nin kapısına dayanmış. Kadı kitapları karıştırmış, hık demiş mık demiş, en sonunda koca mühürlü bir ferman yazmış: "Seçim günü horozlar vakitsiz ötmüş, güneş köye ters açıdan vurmuştur. Bu usulsüzlük sebebiyle oylar geçersiz, koltuk yeniden Yaşlı Muhtar'ındır!"
Gel zaman git zaman, bu köyde bir de Asiye Hatun yaşarmış. Asiye Hatun’un köydeki asıl mesleği "Kaybeden Aday" olmakmış. Köyde aza seçimi olur, Asiye aday; çeşme bekçisi seçilecek, Asiye aday; hatta köyün sürüsüne çoban aranır, Asiye ona da aday!
Fakat gelin görün ki Asiye sandığa gidince sandık bile "Yine mi bu geldi!" diye çatırdar, dile gelirmiş. En son aza seçiminde Asiye’ye sandıktan ilk kez "Sıfır" oy çıkınca köylü şaşırmış, en azından önceki seçimlerde iki üç oy çıkıyormuş çünkü. Hemen köyün delisine koşmuşlar, çünkü köyün delisi Asiye’yi her seçimde istikrarla destekleyen tek seçmeniymiş. Bazen adaylık açıklamalarında duygulanır, ağlar, kalbi dayanamaz bu kez kazanacağız diye üç gün susmadan sokaklarda bağırırmış. Bu sebeple ahali, deliye sormuş: "Yahu adam, sen de mi Asiye’ye oy vermedin?" Adam boynunu bükmüş: "Vallahi billahi pusulayı elime aldım, tam mührü basacaktım ki elim titredi, vicdanım elvermedi, gittim kör eşeğe bastım mührü!"
Hal böyleyken, Kadı fermanıyla paraşüt gibi koltuğa dönen Yaşlı Muhtar bakmış ki köy meydanında kimse ona selam vermiyor. Herkes sırtını dönüyor. Muhtar kara kara düşünmüş: "Yahu beni sandıkta tepelediler, Kadı zoruyla geldim. Şimdi yanıma halkın sevdiği, sandıktan çıkmış birini alırsam benim havam iyice söner. Bana öyle biri lazım ki; köyde benden bile sevilmeyen, sandıkta oyu kendi boyundan kısa olan biri olsun! Yan yana durunca millet ona bakıp benim halime şükretsin!"
Muhtarın aklına anında "Sandık Fatihi" Asiye Hatun gelmiş. Hemen çağırmış Asiye'yi, eline koca bir mühür tutuşturup fermanı okumuş: "Seni Köyün Kadınlar Heyeti Başvekili olarak atadım! Yürü be Asiye, kim tutar seni!"
Ertesi gün Asiye Hatun, sanki yedi düveli fethetmiş gibi burnu havada, omuzlar dik bir şekilde köy meydanında turlamaya başlamış. Köylüler bu absürt manzara karşısında saçını başını yolarak soluğu Nasreddin Hoca’nın yanında almışlar.
Hoca o sırada bahçesinde, dibi delik bir kovayla kuyuya su taşımaya çalışıyormuş. Köylüler isyan etmiş: "Aman Hocam yetiş! Kendi delisinden bile oy alamayan, her sandıkta iki oy anca çıkmasına rağmen bu sandıkta sıfır çeken Asiye, başımıza tepeden inme müdür kesildi! Bu nasıl iştir, sandıktan çıkamayan fermanla başa geçer mi?"
Hoca dibi delik kovayı yere bırakmış, kalabalığa bakıp kıs kıs gülmüş:
"İlahi komşular, ne diye dövünür durursunuz? Kadı fermanıyla koltuğa oturan adam, kendi yanına sandıktan aslan gibi çıkan birini alır mı hiç? İki tane sıfırı yan yana getirince yüz etmez, sadece daha büyük bir sıfır eder! Kendi yaması dikiş tutmayan Muhtar, bari yanındakinin söküğü benden büyük olsun demiş. Siz boşuna ağlanmayın; göle maya çalınan şu dünyada, oyu olmayan kadına mühür çalınmış, çok mu?"