Paris Merkezli “Ekonomik Kalkınma İşbirliği Örgütü” (OECD)’ nin yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de insanlar çok çalışıyor, az kazanıyor ve çok vergi ödüyor. Bu durum da Toplum olarak bizleri mutsuz bir toplum yapıyor. Durum böyle iken Enerji Bakanımız Sayın Bekir YILDIZ kalkıp birde demez mi “Gün ışığıyla birlikte mesai başlasın ve beş günlük çalışma günü altı güne çıkarılsın” Bunu ben bir şaka olarak algıladım ve ”şaka gibi” deyip geçtim. Çünkü bu ülkede yaşam standartlarını Avrupa’ya göre ayarlamak isteyen, Emeklilik yaşını Avrupa’ya göre düzenleyen Devletimizin Bakanı Avrupa’da çalışma süresi haftada Otuz sekiz saat iken Türkiye’de Kırk saat olan çalışma süresini Kırk sekiz saate çıkarmaya çalışıyorsa, elbette ki söyledikleriyle yaptıkları uyum arz etmediğinden dolayı ben bunu şaka gibi algılarım. Kimin neyi nasıl algıladığı ve algılamak istediği çok önemli değil. Ben çalışma hayatının içinden biri olarak bunu böyle algılarım. Doymayan patronların algısı benim için hiç önemli değil.

Türkiye’de oturmuş bir sosyal yapı mevcutken çalışma hayatında yeni düzenlemeler yaparak bu yaşam standardı şeklini bozmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Eğer böyle bir şey planlanmışsa da toplumun çoğunluğunun bunu istemesi gereklidir. Bu düzenlemeleri yaparken de siyasi konularda hemencecik başvurulan “Referandum” tekniğine başvurulmalıdır. Çünkü bu konu toplumun bütününü ilgilendiren bir konudur.

Aslında daldan dala atlamış gibi görünse de konu çalışanların büyük bir kısmını ilgilendiren bir konu olduğundan sekiz yıllık altı bölge rotasyonuna değinmeden geçemeyeceğim. Sayın Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER her ne kadar “Bakanlığımızda böyle bir çalışma yoktur” diyorsa da “Böyle bir düşüncemiz yoktur” dememektedir. Bence bu söylentiler nabız yoklamak, toplumun tepkisini ölçmek adına önceden kamuoyuna pompalanan söylentilerdir. Çünkü geçmişte bunun örneklerini çok gördük ve yaşadık. Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin en zor şartlarında meslek hayatının en verimli döneminde çalışarak ileride daha rahat bir bölgede yurt yuva sahibi olup mevcut sosyal yapının içerisinde görev almak isteyen ve  bölgelerdeki görevini hakkıyla tamamlayıp, rahat bir ortamda yurdunu yuvasını kuran, aile düzenini oturtan diyelim ki on beş yıllık bir öğretmene siz “hadi bakalım burada sekiz yılını doldurdun Doğu bölgelerinde boşluk var tekrar oraya gideceksin” diyeceksiniz. Bu, o arkadaşa yapılan bir haksızlık olmayacak mı? Öte yandan her öğretmenin eşi öğretmen değil başka meslek gruplarından olanlar da var. Öğretmen olsa bile aynı şartları taşımayanlar var. Siz eşlerden birini gönderirken diğerini gönderemezseniz Devlet eliyle aile yapısının parçalanmasını sebep olmayacak mısınız? Yada bir kısım çalışanı gönderirken bir kısım çalışanı eş durumundan veya özür durumundan dolayı gönderemezseniz bu Anayasamızın 10. Maddesine aykırı bir uygulama olmayacak mı ? Bu ve bunun gibi bir çok sebeplerden dolayı sekiz yıllık rotasyonun sakat bir doğum olacağı aşikardır.

Her zaman değindiğim bir diğer konuya tekrar değinmek isterim; İlköğretim Kurumlarının ödeneksiz bir kurum olması İlköğretim Kurumu yöneticilerini öğrenci velileriyle karşı karşıya getirmeye devam ediyor. İlköğretim zorunlu bir eğitim şeklidir ve öncelikle ödeneğe sahip olması gereken  kurum “Zorunlu Eğitimlerin giderleri Devletçe karşılanır” ilkesi gereğince İlköğretim Kurumlarıdır. Bakın burada bir ironik durum da mevcut Şimdi MilliEğitim Bakanlığının İlköğretim Kurumlarına yönelik herhangi bir ödeneği bulunmamakta olup, ayrıca Velilerden bağış adı altında para alınması da bakanlıkça yasaklanmıştır. Doğal olarak bu okullarda gelir gider kasası tutulmaması gereklidir çünkü bu okullarda para yok ve olmayan paranın kasası da tutulmamalıdır. Ancak Bakanlık Ödenek göndermediği ve Velilerden para alınmasını yasakladığı bu kurumlara Tefbis adı altında gelir gider durumu tutturmaktadır, yani olmayan paranın hesabını sormaktadır. Bakanlık makamlarında oturanlar ben yaptım oldu mantığıyla değil de demokrasinin gereği yönetimlerini katılım ve paylaşıma açsalar inanın bizlerin çözüm önerileri sayesinde daha rahat bir yönetim tarzına sahip olurlar ve toplumumuz da bir takım sancılardan kurtulur. Tabii ki burada dikkat edilmesi gereken bir konu daha var Reelde yapılan olumsuz uygulamaların gündemden düşmesi içinde bu tür mesai günü, mesai saati, yok efendim sekiz yıllık rotasyon gibi konular pompalanmış olabilir, bu da bir olasılık. Ama ne olursa olsun gündemi iyi takip etmek bu ülkede yaşayan her ferdin boynunun borcudur bence.

Bu kadar olumsuzluk ve karamsarlık içerisinde etrafımızda güzel gelişmeler olmuyor değil; Örneğin İlçemizde geçmiş yıllarda taşımalı öğrencilere çıkartılan yemekler öğrencilerimiz tarafından yenilmiyor ve çöpe dökülüyordu. Bu konu çeşitli defalar şikâyet konusu edilmiş, basına taşınmış ve denetimlere tabi tutulmuştu. Hatta bir keresinde bir Amir “Bu paraya demek ki ancak bu kadar oluyor” demişti. Bu yıl yemek firmasının değişmesiyle birlikte yemeklere tat gelmiş olmalı ki, yemekler öğrencilerimiz tarafından beğenilerek yeniliyor ve çöpe gitmiyor. İhale aşamasında dirençli duran İlçe Milli Eğitim idarecilerine ve daha düşük fiyatla daha güzel ve yenilebilir yemek çıkarılabileceğini bizlere gösteren yemek firmasına buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirim.