banner277
banner264

Koşter İnşaat ile darısı başımıza

banner288
Koşter İnşaat ile darısı başımıza
banner291

Nurettin GönenKoşter İnşaatGeçenlerde, Tire’de yaşayan bir aile dostumuza misafir olduk. Yeni bir ev aldıkları için güle güle oturun demek için gitmiştik… Balkonda yediğimiz birbirinden güzel yemeklerle beraber yaptığımız sohbet sonrasında, lavaboyu kullanmak için içeriye girerken, holün lambası şimdi nerededir diye içimden geçirdiğim bir sırada, birdenbire yerden gelen ışıkları gördüm. Ben hiçbir şeye dokunmamıştım ama ışıklar kendiliğinden yerden yansımaya başlamıştı. Görüntü de muhteşemdi. Başka bir ışığı yakmaya gereksinim duymadan lavaboya gidebilmiştim… Çok ilginç ve güzel bir düşünceydi bu tasarım… Fotoselli, yerden aydınlatmalı lambalardı bunlar…
         Tekrar balkona çıktığımda, arkadaşıma, çok güzel bir ev almışsın, tebrikler. Yerden yansımalı ışıklar çok ilginç geldi dediğimde. ‘Bu daireyi satın almamın birçok nedeni var. İstersen sana da alalım bir tane.’ Dedi…
          Bu nedenler neydi anlat bakalım dediğimde arkadaşım anlatmaya başladı. ‘ Biliyorsun benim alışverişlerim çok kıldır. Kılı kırk yararım… Çok araştırdım. Kullanılan malzemeleri araştırdım ilk önce. C 30- 35 beton kullanıyorlar. En üst sağlamlık bu betonlarda… Araştırdım, bu beton gökdelenlerde ve uçak pistlerinde kullanılıyormuş. Bunun yanı sıra ısı yalıtımı çok iyi. 8,5’luk ve 13,5’luk tuğla arasına 3cm köpük konularak yapılıyor bu ve en iyi yalıtım sistemi olarak kabul ediliyor. Araştırdım, bu malzemeyi kullanan fazla şirket yok. Şunu da belirteyim bu yalıtım yangında tutuşmuyor…  Şu gördüğün pencereler de özel monteli sinekliği olan PVC pencereler… Daha anlatmamı ister misin?’ Dediğinde, arkadaşıma tek sorum var dedim. Bu inşaatı sen kimden aldın? Arkadaşımın cevabı Koster İnşaat olmuştu…
        Ben de çok etkilenmiştim. Yarın ilk işim bürolarına gitmek olacak dedim. Büroları da Ziraat Bankasının altındaki Güngören İş Hanının dördüncü katındaymış… Bunu da öğrendikten sonra kafamda beliren yeni bir ev hayaliyle arkadaşımın evinden ayrıldık…
        Birkaç gün sonra bu tutkumun önüne geçemedim ve Koster İnşaatın bürosunda buldum kendimi. Şirket sahibi Levent Koşar’ı, telefonda görüştüğüm için bürosunda beni beklerken buldum.
      Tanışma faslından sonra sorumlu gazeteciliğim de ön plana çıktığı için arkadaşımdan öğrendiğim tüm bilgileri doğrulatıp sohbetimizi genişlettik. Biliyorsunuz ben zaman zaman bazı şirket ve firmaları sizlere tanıtıyorum. Koster İnşaatın da sizlere sunabilecek olduğu birçok güzel şey olduğunu düşündüğüm için bazı ilginç bilgiler aldım ve bunları sizlere aktarmaya karar verdim.
       Daire tipi evler takasta değerinde alınıyor ve karşılığında daire veriliyor. Bu, çok önemli bir konu... Değeri araştırılan dairenizi, içinizde hiç şüphe kalmadan verip yepyeni, konforlu bir daire alıyorsunuz. Bunu mutlaka değerlendirmeniz gerekiyor bence…
       Öğrendiğim çok önemli bir bilgi daha var. Bunu da paylaşmadan geçmek istemiyorum. Şayet inşaat halindeyken daire satın alırsanız, yapılacak olan tüm işler sizin zevkinize göre yapılıyor. Seramik, laminant ve mutfak dolapları renklerini siz seçiyorsunuz. Her şey zevkinize göre… Yani daireyi siz yapıyorsunuz gibi bir durum oluşuyor…
        Bunun yanı sıra hepimizin derdi olan rutubete karşı, banyo, tuvalet ve balkonlarda izolasyon(yalıtım) kullanıldığı için rutubetten kaynaklı dökülmeler meydana gelmiyor…
       Levent Beyin yanından memnun olmuş bir şekilde ayrıldım. Kafamda hiçbir soru kalmamıştı… Umarım sizlere de faydalı olmuşumdur. Ev almak isteyen biraz kıl olmalı değil mi?
       Ev alma komşu al derler ya. Bu söze aldanmayın… Siz hem ev alın hem de komşu…
        Sevgiyle, hep…

                                        GÜNÜN İNSANI
     ‘AİDS virüsü de, ebola virüsü de maymun patentli. Maymundan gelmediğimiz kesinde, galiba maymundan gideceğiz…’ Diyen arkadaşı günün insanı ilan ediyorum…
                                           GÜNÜN KOMİĞİ
       Kamyonunun arkasına hatalıysam sen çaldır kapat. Ben seni ararım...’ Diyen arkadaşı günün komiği ilan ediyorum…
                                          
                                            GÜNÜN GERÇEĞİ
                        En çok bolluk getiren yağmur alın teridir…
                                            GÜNÜN SORUSU
                  Hata yapmayan hiç bir şey yapmıyor mu demektir?
                                             GÜNÜN SÖZÜ
                                   Hakkımı aradım meşgul çıktı…
                                             GÜNÜN DİZESİ
                                                   Maviye
                                                 Maviye çalar  gözlerin,
                                                 Yangın mavisine
                                                 Rüzgârda asi,
                                                 Körsem,
                                                 Senden gayrısına yoksam,       
                                                 Bozuksam,
                                                 Can benim, düş benim,
                                                 Ellere nesi?
                                                 Hadi gel,
                                                Ay karanlık...
                                                                 (Ahmed Arif)
           
                                             SONSUZA KADAR
       Bugün sizlere, tarihten çok güzel ama bir o kadar da hüzünlü bir aşk hikâyesi anlatacağım…    
       Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
       İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!.. Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: "Seni seviyorum"... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç âşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...
       Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık" diye takılırlar İsmail Türe'ye. Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından. Yine bir gün, yirmi yedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına… Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının
kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de... Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür. Seni Seviyorum..." Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser: Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi..." Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü
denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek, karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin "Ne diyelim komutanım?" diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."
     O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı "Naboland" adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.
       Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.
       Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
       Sevgiyle, hep…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner275