Etimolojik açıdan kelime kökeni incelendiğinde Latince “universus” , Fransızca “université” sözcüklerinden dilimize aktarılmış ve “öğrenci birliği,loncası” anlamını karşılayan yükseköğretim kurumları, her medeniyet için uluslararası tüzel kişilik karakterini yüzyıllardır muhafaza etmektedir.


Üniversiteleri diğer eğitim kurumlarından ayıran en etkin fark bünyesinde gerçekleştirdiği bütün eğitim öğretim faaliyetlerini evrensel normları ve çağdaş dünyayı baz alarak geliştirmesi ve sürdürmesidir. Yükseköğretim kurumları ülkemizde de bu bağlamda eğitim faaliyetlerini düzenlerken mutlaka yabancı ülkelerle iltisak ve iş birliği kurup çalışmalarını daha geniş bir etki alanına yaymayı ve dolayısıyla daha geniş bir bilgi ağından beslenmeyi hedeflemektedir.
19.10.1983 tarihli 18 196 sayılı 2922 kanun numaralı meclis kararına göre yükseköğretim kurumlarında eğitim öğretim faaliyetlerine dahil olacak yabancı uyruklu öğrenciler öğrenim görmek üzere Türkiye'ye gelişleri, öğretim kurumlarına kabulleri, ilgili kurum ve kuruluşların ve yabancı uyruklu öğrencilerin yükümlülükleri ile ilgili esasları belirlenmiş ve üniversitelerin özerk yapısı dahilinde ayrıca kendi değerlendirme sistemlerine/kıstaslarına tabi tutulmuştur.
Örneğin İstanbul Üniversitesi gibi İÜYÖS değerlendirme uygulamalarını etkin şekilde uygulayan yükseköğretim kurumlarımız mevcutken herhangi bir değerlendirmeye tabi olmaksızın programlarına kabul uygulaması gerçekleştiren vakıf ve kamu üniversiteleri de bulunmaktadır.


Özellikle uluslararası yükseköğretim uygulamalarında mevcut üniversitelerin akademik başarısı, geleceği doğru şekilde yordayabilmesi, misyonu, vizyonu, kuruluş amacı, etki alanı ve çağdaş dünya ile entegrasyonu hitap ettiği öğrenci kitlesinin profilini oldukça etkilemektedir.


Akademik başarısını ve kariyerini öncüleyen öğrenci profilinin tercihi bu beklentisini karşılayabilecek yükseköğretim kurumları olmaktadır. Maalesef üniversite kurumlarının etki alanı ve akademi dünyasındaki yeri geriledikçe hitap ettiği öğrenci örnekleminin profili de değişmekte ve yıldan yıla daha düşük profilli öğrenciler bu üniversiteleri tercih etmektedir.


Ülkemizde son yıllarda yaşanan “Üniversite enflasyonu” ve “ Akademik Erozyon” yükseköğretim kurumlarımızı tercih eden öğrenci niteliklerini de son derece olumsuz şekilde etkilemiştir. Bu olumsuz pozisyonun yanı sıra “akademik gaye gütmeyen akçeli ilişkiler” durumu daha da kötüye götürmüş ve Anadolu kentlerinde sosyolojik bir problemin temelleri atılmaya başlamıştır. 


21. asırda çığ gibi büyüyen göç dalgalarının neredeyse bir paravanı haline getirilen yabancı uyruklu öğrenci kabulü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece akademik yapıya zarar vermekle kalmayıp sosyal hayatı etkileyen toplum sağlığını, güvenliğini ve huzur ortamını riske atan bir sorunsalı ortaya çıkarmaktadır.


Çok geçerli, gerçekçi gerekçelerle üniversitelerimizin sağladığı uluslararası ilişkilerin böylesine basit bir paravan niteliğine bürünmesini engelleyip asli hedef olan akademik başarının yükselmesi, çeşitli kaynaklardan zengin iş birlikleriyle çağdaş dünyayla entegrasyonu sağlaması yöneticilerimizin ve karar verici, denetleyici, uygulayıcı kurumlarımızın en önemli hedefi olmalıdır.


Her şeyden önce yükseköğretim kurumlarımızın nicelikten ziyade nitelik hedefiyle hareket etmesi ve akademik dünyada daha yüksek profilli öğrencilerin tercih edeceği bir yapıya bürünmesi gerekmektedir.