YOUTUBE ANNELERİ

Abone Ol

“...Fatih Selimler, Kayralar, Yağızlar ve niceleri için”

Kamera annede, kadrajda 3-4 yaşlarında pijamalı, ev haliyle sevimli bir çocuk...

O an annesi tarafından kayıt altına alındığının ve bu görüntülerinin birazdan on binlerce kişi tarafından izleneceğinin farkında değil...

Onun tek yapmak istediği oyuncak trenini raylara ters şekilde koyup, alışılagelmiş olanın; rutinin dışına çıkıp gözlem yapmak o aykırı halin sonuçlarını yaşamak...

Ama ne mümkün...

Çocuğun bu isteği elbette kusursuz bir video çıkarmak isteyen annenin planlarına uygun değil. Orada video aracılığıyla çocuğuna alınan son model pahalı, lisanslı oyuncakları göstermek oyuncukların doğru kullanımını takipçilerine(!) aktarabilmek o an evladının yaşayacağı her türlü deneyim ve öğrenmeden daha kıymetli.

Bu paylaşımların ticari bir boyutu var mı? Doğrudan olmasa da dolaylı mutlaka olacaktır, belki doğrudan da vardır bu kullanıcı tercihinde bir durum...

Peki bu videolarda çocuğun rızası var mı? Bunu sormak abes çünkü reşit bir bireyden bahsetmiyoruz.

Ebeveyn özel hayatın gizliliğini gözetiyor mu? Çocuğunun ileride yetişkin olduğunda yaşayacağı olumsuzlukları öngörebiliyor mu? Bu projenin sahibi (ve kanalın da) anne, baba bu olgunlukta mı? Tartışılır..."

Tartışılmayacak tek bir şey varsa, o da dijital çağın sunduğu bu parıltılı sahnelerin ardında, çocukluğun en mahrem ve saf alanlarının ayaklar altına alındığı gerçeğidir. Eskiden aile albümlerinde saklanan, sadece eve gelen yakın eş dostun yüzünde tatlı bir tebessüm oluşturan o doğal anlar; bugün beğeni sayılarına, izlenme oranlarına ve sponsorluk anlaşmalarına kurban ediliyor.

Bir çocuğun en doğal hakkı; hata yapmak, saçmalamak, üstünü başını kirletmek ve tüm bunları yaparken kimsenin onu izlediği kaygısını taşımamaktır. Oysa YouTube Anneliği ya da genel adıyla sosyal medya ebeveynliği, çocuğu daha ilk adımlarında bir ekran yüzüne, kurgusal bir projenin başrol oyuncusuna dönüştürüyor. Çocuk, annesinin gözünün içine bakarken sevgi ve onaylanma arayışında; ama annenin gözü, telefon ekranındaki kadrajda ve ışık açısında. Bu durum, çocuk ile anne arasındaki o en kutsal bağı, işveren ile çalışan arasındaki bir ilişki biçimine eviriyor.

İşin en acı kısmı ise bu durumun toplum nezdinde harika bir ebeveynlik gibi ambalajlanması. Çocuğuna en pahalı oyuncakları alan, her anını belgeleyen, onu rengârenk konseptlerle sunan anne, çocuğu için her şeyi yapan profili çiziyor. Oysa orada yapılan şey çocuğa yatırım yapmak değil; çocuğun özgünlüğünü ve mahremiyetini dijital vitrine sermektir.

Yıllar sonra bu çocuklar büyüyecek. Liseye, üniversiteye gidecek, iş hayatına atılacaklar. Ağladıkları, altlarını ıslattıkları, öfke nöbeti geçirdikleri ya da tamamen ev haliyle savunmasız oldukları binlerce video hâlâ internetin karanlık belleğinde duruyor olacak. Arkadaşlarının, iş arkadaşlarının ya da tamamen yabancı insanların tek bir tıkla erişebileceği bu dijital miras, o gençlerin omzunda nasıl bir yük oluşturacak? O gün geldiğinde, Ama ben senin için o kanalı açmıştım, sana o pahalı oyuncakları alabilmek için yapmıştım(!) savunması bir gencin zedelenen ruhunu tamir etmeye yetecek mi?

Ebeveynlik; bir canlıyı dijital dünyanın estetik normlarına göre biçimlendirmek veya onu bir içerik hammaddesi olarak kullanmak değildir. Ebeveynlik, çocuğun sınırlarına ve gelecekteki bireyliğine saygı duymaktır.

Kameranın merceğini çocuğun yüzünden çekip, gözlerinin içine gerçekten baktığımız gün; onları dijital pazardan çekip ait oldukları gerçek, hesapsız çocukluğa geri verebileceğiz. Ve ne yazık ki o gün gelene kadar, ekran önünde kusursuz role zorlanan her çocuk, yetişkinlerin izlenme arzusunun bedelini ödemeye devam edecek.

{ "vars": { "account": "G-CZC363SVYE" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }