Tire, Torbalı ve Ödemiş’te görev yapan özel sektör öğretmenlerinin bağlı bulunduğu Öğretmen Sendikası, özlük haklarıyla ilgili açıklama yaptı. Maaşlardan banka promosyonlarına, eylemlerden kırtasiye ödeneklerine kadar pek çok konunun ele alındığı açıklamada şu ifadelere yer verildi;
“Eğitim bir toplumun can damarı, geleceğin yegâne inşasıdır. Ancak bu yapı salt bir "sermaye aracına", eğitim yuvaları ise birer "ticarethaneye" dönüştürüldüğünde sistemin ürettiği şey nitelikli bireyler değil "ucuz emek" oluyor. Uzun yıllardır eğitimin, sağlığın ve en temel insan haklarının piyasalaştırıldığı bir tablonun tam ortasındayız. Bugün Ankara’da haklı taleplerini dile getirirken orantısız güçle, biber gazıyla susturulmaya çalışılan öğretmenler aslında yalnızca kendi mesleki onurları için değil, hepimizin geleceği için omuz omuza bir direniş sergiliyor.
Rakamlar soğuktur ancak ardında yatan gerçekler can yakıcıdır. Karşımızda özel eğitim kurumlarında çalışan, sayıları 180 bini aşan devasa bir eğitim emekçisi ordusu var. Bu ordunun neferi olan öğretmenler on aylık güvencesiz sözleşmelere, asgari ücrete ve hatta kimi zaman asgari ücretin dahi altındaki rakamlara mahkûm ediliyor. Üstelik sömürü çarkı yalnızca kâğıt üzerindeki rakamlarla da sınırlı kalmıyor. Öğretmenlerin en temel yasal hakkı olan eğitim-öğretime hazırlık (kırtasiye) ödenekleri gasp ediliyor, banka promosyonlarına kurumlar tarafından pervasızca el konuluyor. Resmî sözleşmelerde yasal sınırlar gösterildiği halde maaşların elden ödenmesi veya bankaya yatan tutarın bir kısmının öğretmenden elden geri istenmesi gibi yöntemlerle emek açıkça çalınıyor. Milyonlarca lira ciro yaptığı halde eğitimden ziyade kâr marjını önceleyen devasa kurumların gölgesinde, mesleğin itibarı hiçe sayılıyor. Hatırlamakta fayda var: 2014 yılına kadar anayasal bir güvence olan "Özel okul öğretmeninin maaşı, dengi resmi okul öğretmeninden az olamaz" hükmü ortadan kaldırıldığından beri yüz binlerce öğretmenin kaderi tamamen patronların insafına terk edilmiş durumda.
Mülakat sistemiyle liyakat beklentisi kırılan, sözleşmeli adı altında güvencesizleştirilen ve özel sektörde açlık sınırında yaşamaya zorlanan eğitimciler, en temel demokratik haklarını kullandıkları için bugün sokaklarda şiddet görüyor. Oysa o sokaklarda yankılanan talep son derece insani, son derece yalındır: Eşit işe, eşit ücret. Anayasamızın 55. maddesi "Ücret emeğin karşılığıdır" diyerek bu hakkı zaten güvence altına alırken hukukun ve adaletin tesis edilmesini talep etmek nasıl suç sayılabilir?
Tam da bu noktada, meselenin en büyük paydaşlarından biri olan velilerimize tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Saygıdeğer Veliler, çocuklarınızı emanet edeceğiniz kurumları seçerken sözleşmelere attığınız imzanın ağırlığı yalnızca kampüsün büyüklüğü, laboratuvarın donanımı veya yüzme havuzunun varlığıyla ölçülmemeli. Kendinize ve o eğitim kurumlarına şu can alıcı soruyu sormak zorundasınız: "Benim çocuğuma ufuk açacak, ona dünyayı tanıtacak bu öğretmen insanca yaşayabileceği bir ücrete ve iş güvencesine sahip mi?" Lütfen unutmayın; on ay sonra kapı önüne konma korkusu yaşayan, promosyonu ve ödeneği gasp edilen, ev kirasını ve yarınını dert eden bir eğitimci çocuğunuza özgür düşünmeyi, hakkını aramayı ve boyun eğmemeyi öğretemez. Ekonomik ve psikolojik tahakküm altındaki bir irade, özgür zihinler inşa edemez.
Başta Tire kamuoyu olmak üzere, tüm eğitim camiasına ve vicdan sahibi her vatandaşa sesleniyoruz: Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın bu haklı çağrısına kulak verin. Bu mücadele yalnızca 180 bin öğretmenin mücadelesi değil. Bu mücadele o sınıflarda oturan milyonlarca evladımızın yani doğrudan Türkiye’nin geleceğinin mücadelesidir. Bugün omuz omuza verip öğretmenin onuruna sahip çıkmazsak yarın mumla arayacağımız "nitelikli eğitim" kavramının ardından gözyaşı dökmek hiçbir işe yaramayacaktır.
Eğitimin ucuzlatıldığı, öğretmenin köleleştirildiği bir sistemin faturası eninde sonunda cehalet, karanlık ve yitip gitmiş bir gelecek toplumsal bir yıkım olarak karşımıza çıkacak ve hepimizin bedelini ödeyeceği bir enkaza dönüşecektir.”