Hayır, bunlar madalyonun sadece ikincil yüzü. Emin olun, bu satırlarda sadece en içten duygularımla, en derin samimiyetimle, sadece bir "insan" olarak sırtımda taşıdığım o devasa yorgunluğu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öfkeliyim. Hem de çok...
Sadece kendi adıma değil; hayır, 13 seçim kaybettiğimiz için de değil! Ana muhalefet partisinin sözde liderinin, aslında iktidar tarafından dizayn edilen politikalara teslim olduğunu gördüğüm için de değil. Bunlar siyasetçi; bugün yanarlar, yarın dönerler! Bana göre siyasetçinin ahlaklı olması zaten şaşılacak bir iştir. Ben bu hainliklere şaşırmıyorum.
Benim öfkem çok daha derin.
13 seçim kaç yıl yapar, bilir misiniz? Kaç gece? Kaç gündüz?
Yıllar akıp giderken, gariban ailelerin zeki çocukları olarak bizler, kimseye muhtaç olmamaktan başka bir gaye gütmedik. Geceyi gündüze kattık, ders çalıştık, burslar kazandık, deyim yerindeyse "it" gibi çalışıp okuduk. Zannettik ki bu mühendislerin, bu öğretmenlerin, bu hukukçuların, bu doktorların bu ülkede bir geleceği var. Namussuza, namerde mecbur kalmadan, kimsenin önünde eğilmeden sürdürebileceğimiz bir hayatımız olacak sandık.
Ama anladık ki, bir yerlerde "dayın" yoksa, geleceğimize açılması gereken o kapılar tam 13 yıldır yüzümüze boşuna kapanmıyormuş.
• Mülakatlarda mı elenmedik?
• Altı aşamayı geçip sonuna geldiğimiz iş görüşmelerinde, birilerinin ismine özel kadrolar açıldığını görünce umutsuzluğa mı kapılmadık?
• Ailemize ne diyeceğimizi bilemeden; yorgun, argın ve beş parasız evimize mi dönmedik?
Ben ve benim gibi milyonlarca insan, tam 13 seçimdir bekledik. Şeytanın insanlara cehennemde işkence etmek için ne yaptığını bilir misiniz? Onları bekletirmiş! Bizi umutlandırdılar, sandıklara koşturdular; bir yerlerde yatları, katları olan siyasetçilerin cepleri dolsun diye bizi sabahlara kadar oy torbalarının başında nöbetçi diktiler. Demek ki her şey bunun içinmiş... Bize gerçeği söylemediler.
Oysa bizim umurumuzda değildi kimin başbakan, kimin cumhurbaşkanı, kimin belediye başkanı olduğu... Bizim tek derdimiz, koskoca yaşımıza rağmen zaten zar zor geçinen emekli anamıza, babamıza daha fazla yük olmamaktı.
En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz? Annelerimize, babalarımıza... Çünkü bir insan bu dünyadan göçüp gitmeden evvel, çocuğunun elinin ekmek tuttuğunu, kendi ayakları üzerinde durabildiğini görmek ister. İşte bizden de, dişinden tırnağından artırıp bizi okutan annemizden, babamızdan da bu helal mutluluğu esirgediler.
Hayır, bedeli sadece siyasi figürler ödemedi. Bana göre onların ödediği bedel, bizim gibi sessiz sakin, "vur kafasına, al ekmeğini" yaşayan bir halkın ödediği bedelin yanında hiçbir şeydir!
Milyonlarca genci eve kapattılar. Diplomalarını duvarlara süs diye astırdılar. Üretmenin, eli ekmek tutmanın, bir aile kurabilmenin, ülkeye faydalı olabilmenin hazzını, sevincini ve ümidini elimizden söküp aldılar. Bizden yıllarımızı çaldılar!
Ne uğruna? Koltuk sevdası uğruna!
O koltuklar sizlerin tapulu malı değildi. O koltuklar, size, bizlerden çalınan geleceğimizi geri alma göreviyle verilmiş birer toplumsal sözleşmeydi, birer sözdü. Siz sözünüzü tutmadıktan sonra; bırakın devletin mahkemelerini, şeyhülislamın fetvası bile sizi geri getirse, halkın vicdanı önünde en ufak bir meşruiyetiniz yoktur!
Ben de isterdim bir hakim, bir savcı, bir kaymakam olabilmek... Hayır; makamım, mevkim olsun diye değil. Çakarlı araçlarla caka satmak için de değil. Beni babasız, tek başına büyütmüş o çilekeş annemin gözlerinden gurur gözyaşları dökülsün diye... Siz bizden işte bu masum mutlulukları çaldınız.
Affedilmeyeceksiniz.
O vazgeçemediğiniz koltuklarınız, o bilmem kimin yeğenine peşkeş çektiğiniz kadrolarınız, o mülakatlarda sudan sebeplerle elediğiniz, gencecik yaşta depresyonun dipsiz kuyularına attığınız pırlanta gibi gençlerimizin kırılan onurunun yanında sizin o "helvadan hukukunuz" nedir ki! Üstelik ben bunu bir hukukçu olarak söylüyorum.
Bizim bu torpil düzeninden, bu çürümüşlükten beş yıl evvel kurtulma şansımız vardı. Siz, kaybettiğiniz o tek seçimle, milyonlarca gencin en verimli 5 yılını çaldınız. Hepsini alt alta toplayıp basit bir matematiğe vurduğumuzda; binlerce, milyonlarca yıl ediyor!
Şu ölümlü dünyada zamandan daha değerli bir hazine, zamandan daha kıymetli bir şey var mıdır?
Siz bizim sadece paramızı, sadece oyumuzu almadınız; siz bizim doğrudan zamanımızı, ömrümüzü çaldınız.
Affedilmeyeceksiniz ve asla unutulmayacaksınız.