Bakan'a teklifimdir

Abone Ol

Rahmetli anneannem güngörmüş bir kadındı.
Yaşı 86 olmasına rağmen her işini kendi görürdü.
Meyveyi sebzeyi yıkarken mutlaka çeşmenin altına bir kap koyar. Bu suyu çiçeklerine dökerdi.
Hâlbuki Küçük Menderes Türkiye’nin en zengin su havzasını oluşturur. Bu bölgede su kesintisinin ne olduğunu kimse bilmez. Her daim çeşmelerinden su akan bir coğrafyanın insanı çeşmenin altına suyu israf etmemek için koyduğu kabın bir anlamı vardı.


Bu davranışına o gün çocuk aklımızla bir anlam vermekte zorlanırdık.
Bugün içinde yaşadığımız olayları görünce daha iyi anlıyorum artık ne anlatmaya çalıştığını.
Yeni Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’un 3Eylül günü tüm öğretmenlere seslenişinde o günün insanlarının davranışlarının kodlarını görüyoruz. Selçuk’un bir cümlesi gerçekten çok anlamlıydı. “Banyoda sıcak suyun akmasını bekleyen çocuğun suyu israf etmeden bir kovada toplayıp onunla çiçekleri sulamasının” ne anlama geldiğini daha iyi kavrıyorum.
Evet, suyu bile israf etmeden kullanan bir milletin çocuklarına bir şeyler oldu son yıllarda. Her boyutuyla israfı artık hayatımızın bir parçası haline getirdik. Halbuki üretmeyen tüketen toplulukların en belirgin özelliğidir israf..Cihan şümul bir dinin mensuplarına hiç ama hiç yakışmayan bir davranış biçimidir.
Elbette Sayın Bakanımızın eğitimle israfın önüne geçmemiz fikrine yürekten katılmamak mümkün değil. Ancak biz idarecilerimizin bizi yönetenlerin de söyledikleriyle icraatlarının bir olmasını isteyen bir milletiz.
Eğitimde son yıllarda çok büyük hamleleri gerçekleştirdik. Fiziksel iyileştirmelerde başarılı adımlar attık. Ama Sayın Bakanımızın dediği gibi artık fikri seviyede değişim zamanı. İşin belki de en zor yanı bu. Onun için iyi örneklere ihtiyacımız var. İyi örneklerde modern dünyada oldukça fazla..


Örnek mi istersiniz? Almanya’dan alın size bir örnek. Almanya dünya ekonomisinin devlerinden biri. Ama eğitim çağındaki çocuklarına her yıl kitap vermiyor. Bastığı ders kitabını yine çocuklara ücretsiz dağıtıyor. Ama kitabı öğrenci velisine imza karşılığı okulların açıldığında teslim ediyor. Okullar kapandığında ise aynı kitabı topluyor. Eğer kitap üzerinde bir tahribat varsa veliden bunun karşılığını alıyor. Yoksa aynı kitabı bir sonraki yıl gelecek olan Alman öğrenci için saklıyor. Basılan kitabın kullanımdaki süresi beş yıl..


Peki biz ne yapıyoruz.?
Kitapları ücretsiz dağıtıp sene sonunda aynı kitabı hurda fiyatına satıyor ya da imha ediyoruz.
Gelecek yıl yeniden kitap basıyor ve bu kısır döngüyü her yıl tekrarlıyoruz.
Üstelik daha önce devletin “Seka” ve “Aksu” gibi kâğıt fabrikaları varken bugün bu kâğıdın tamamı yurtdışından dolar ödeyerek alınıp bu paralar dışarıya gitmekte.
Peki, yapılacak olan nedir?


15 milyon öğrencinin ortalama on kitaptan hesapladığınızda 150 milyon kitap bu yıl daha okullar açılmadan öğrenci velilerine imza karşılığı verelim. Sene sonunda kitapta hasar varsa bunun parasının veliden alalım. Böylece Milli Eğitim Bakanlığı hem kaynakları optimum kullanmış olur hem de milletin dişinden tırnağından biriktirdiği milli servetimiz bir şekilde dışarıya kaçmamış olur. Ayrıca milletten fedakarlık beklemek yerine  örnek bir davranış sergilenir..