Bir süre önce “Gariplikler Ülkesi” başlıklı yazılar yazmıştım. Ancak son olaylardan sonra ülkemiz gariplikler değil “Anormallikler Ülkesi” oldu. 2002 öncesinde yaşanmayan olaylara tanık oluyoruz. 2002 öncesinde de bazı anormallikler oldu olmasına ama son yedi yıldır olanlar hepsine rahmet okuttu. Neden bu hale geldik? Sevgili hemşerilerim bunu biraz sorgulamamız gerekmez mi? Bunda yalnız iktidara sahip olanlar mı suçlu? Suçu biraz kendimizde aramamız yanlış mı? Bu iktidarı, her seçimde oylarını arttırarak sizler şımartmadınız mı? Her yapılanı doğru kabul edip, “Bunlar Müslüman yanlış yapmazlar” diyerek baş tacı yapmadınız mı? Bugün bunca yolsuzluğa, yalanlara rağmen hala karşınıza çıkıp sıkılmadan oy isteyenlere inanıyorsanız söylenecek bir şey kalmadı demektir. Karar sizin.  


Son dönemde bu ülke ne hale geldi görmüyor musunuz? Ağlanacak halimize güler duruma geldik. Hangi ülkede böyle komiklikler yaşanır? Daha imzasının mürekkebi kurumadan onayladığı twitter yasağı için "Sosyal medya platformlarının tamamen kapatılması tasvip edilemez. Umarım bu uygulama uzun sürmez" diye twittere yazı yazan bir cumhurbaşkanı nerede görülür? Twitter yasağına dünyadan tepki yağıyor. Rezil olduk herkese. Bir cumhurbaşkanı bunu önceden bilmez mi? Bilmiyorsa o makamda işi ne? Saksı diye hakaret ettikleri o değerli kişi aynı görüşte olmalarına rağmen zaman zaman Ecevit’in başbakanlığında ters düşmediler mi? Demek ki tarafsız değil, hükümetin noteri demekte haklıyız.


Son dönem konuşmalara bir bakın. İktidarı sandık korkusu sardı. Cemaat yanlısı olduğu bilinen ya da kuşkulandığı sandık görevlilerinden bir kısmını ayıklamış, ayıklayamadıkları için ek parti gözlemcisi belirlemiş. Ek gözlemciler, cemaatçi sandık görevlilerini oyların kullanımı ve sayımı sırasında kontrol edecekmiş. Buradan şu anlaşılıyor. “Bugüne dek sandıkta hile yaptık, ama bize zararı olmadığından ses çıkarmadık. Ancak şimdi biz tehlikedeyiz, engellemek gerek.”
Başbakanın çok değil daha 6 ay önce katıldığı 11.Türkçe Olimpiyatlarında dediklerine bakın: "Bize bozkırdaki fidan gibi, çölün ortasındaki vaha gibi kuruyan dudaklarda bir damla su gibi, kararan yüreklerde bir nebze merhamet, pörsümüş beyinlerde aydınlık bir ufuk gibi en zor zamanlarda haftalardır güzeli anlattınız, güzeli hatırlattınız.” 10. Olimpiyatlarda da Gülen için "Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Bu sıla hasreti bitsin istiyoruz.” dememiş miydi? Bugün aynı başbakan "Bundan sonra Türkçe olimpiyatları, falan hikâye yapamazlar, bitti o iş. Bizden stadyum, kapalı salon alacaklar, kapandı o defter." diyor. Yorum sizin değerli okurlarım. Cuma günü iktidarın kalesi Erzurum’daki mitingde halk bu sözleri söylerken alanı terk edip en güzel yanıtı verdi, kendisine.


Başbakanın gerçekler ortaya konulunca neden yüzü kızarmaz? Araştırılması gereken bir konu. Örneğin, Kabataş’ta türbanlı bacımıza üzeri çıplak adamlar saldırdı, üzerine işediler yalanı. Yine camilerde içki içildi yalanı(olan zavallı cami imamına oldu. Kaçıncı kez sürüldü bilmiyorum). Camileri ahır yaptılar yalanı. Hele son günlerde ağzına sakız yaptığı “Ekmek almaya giden çocuğun elinde sapan olur mu? Cebinden demir bilyeler, patlayıcılar çıkıyor. Sanki polis o çocuğu bilerek hedef alarak bizzat fişeği atmış. Yüzünde poşu olduğu zaman polis kaç yaşında olduğunu anlamaz ki.” Patlayıcı deyince ne anlaşılır? Dinamit, bomba veya molotof kokteyl. Peki, Berkin Elvan yaralanıp hastaneye getirildiğinde görevlinin polise verdiği üzerinden çıkanların listesi ne? Bu evrak savcılığa da gitmiş. Evrakta Başbakan’ın “patlayıcı” dediği şey, üzerinde “Feza Torpil” yazılı ÇATAPAT! Bana inanmayanlar evrakın fotokopisini Yeni Akit gazetesinde görebilir. Bir de başında poşu sarılıydı, polis yaşını nereden anlasın, diyor utanmadan. Yani çocuk değil de biz yaşta biri ölseydi, polis haklıydı öyle mi? Bu yalanları için Başbakanı Allah’a havale ediyorum.


Bunlar yalnız yalancı değil. Dün mitinglerde bayrak satanları tutukluyorlardı, bugün Türk Bayrağını seçim propagandası olarak reklâmlarda kullanıyorlar. Dinden, imandan, Allahtan bahseden başbakan konuşurken ezanın bitmesini beklemiyor, ezanın sesi kısılıyor. Alnımız açık, dik, diyor, mecliste fezlekeyi okutmuyor. Kendisi padişah, oğlu şehzade oldu. Yasa masa vız gelip tırıs gidiyor. Savcılar, yargıçlar, mahkemeler, emniyet müdürleri gereksiz. İstemedikleri yazarı, sunucuyu işten, istemediği gazeteciyi, savcıyı içeri attırır, çocuklarını soruşturmaya çağırmak teamüllere aykırıdır(İspanya Kralının kızı ortak olduğu şirketle ilgili yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında yargıç karşısına çıktı. 7 saat ifade verdi). Bundan sonra seçimlere de gerek yok. Babadan oğula geçsin deyin, hazineyi de kendinize bağlayın, bitsin bu iş.


Nasıl olsa sizi hala Allah, peygamber görenler var. 1992’de kurulan Karaelmas Üniversitesi’ni biz kurduk; İzmir Çeşme arasını 3 saat daha kısaltacağız(zaten 45 dakika); 1982’de kurulan Marmara Üniversitesini 1981 yılında bitirdim, deyince inanan binler peşinizde. Siz yol yapıyorsunuz ya(bundan öncekiler hiç yapmadı!) bu onlara yeter. Çalın çırpın, oyları yine size. Günah işleme özgürlüğünüze saldırmasınlar yeter. Zamanı gelince hepsi yargılanacak. Yalnız bunun bir de öbür tarafı var. Ona destek verenlerin de günahlarına ortak olacaklarını da bilmeleri gerek. 25 Martta ya demokrasiyi getireceksiniz, ya da baskıyı devam ettireceksiniz. Hilesiz, dürüst, olaysız bir seçim dileği ile hoşça kalın. Saygılarımla.