İftira: Atatürk'ün mal varlığı ile ilgili yalanlar - 1:

Son günlerde başbakanın mal varlığı konusu gündeme gelince karşı taraf hemen harekete geçti. “Atanız basit bir memur iken, kısa zamanda mal varlığını nasıl elde etmiş, ne kadar mal bırakmış? Onu da yazın” dediler. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını hayat biçimi haline getirmiş, bu düşmanlıkla ürettikleri tarihi yalanlarla geçimini sağlayan iktidarın kadrolu tarihçilerinin yalanlarını okuyanlara yararım olur diye yazıyorum.

Atamıza çamur atan bu utanmazlara sormak isterim. Sanki Atatürk yalnız bizim Atamız. Tabi Türk adını ağzına almaya çekinen bir iktidarın yandaşları. Normaldir. İkincisi Kurtuluş Savaşı’nda Mareşallik rütbesi almış ve 15 yıl Cumhurbaşkanlık yapmış biri olan kişinin işi basit bir memurluk öyle mi? Bunlar utanmaz değil aynı zamanda beyinsiz. Bunları nasıl elde ettiğini okumamışsınız anlaşılan, anlatayım.

Atatürk'ün mal varlığının çoğu kendisine bağış ve hediye olarak verilmiştir. Atatürk, yaşadığı sürece mala, mülke, paraya ihtiyacı olmadan hayatını zenginlik içinde sürdürebilecek biriydi. Çünkü her yerde sevilip sayılıyordu. Mala, mülke ve paraya ihtiyacı olmadığı gibi, annesi, babası, çocuğu, Makbule Hanım dışında yakın akrabası olmadığı için mal mülk, servet edinip bunları akrabalarına miras bırakma gibi bir durumu yoktu. Ziyaret ettiği belediyeler kendisine “yörenin bir şükran ifadesi olarak” köşkler, çiftlikler hediye etmişler, fakat bu köşklerin tümünü Atatürk ilk fırsatta belediyelere iade etmiş, buraları o belediyelerce ya “Atatürk Evi” olarak korunmuş, ya da müzeye dönüştürülmüştür. Bugün her ilde bir Atatürk Evi ve Müzesi olma nedeni bundandır. 


Atamız kendisine bağışlanan çiftlikleri ne yapar bilir misiniz? Bugünküler gibi üzerine villa yapmaz. O bazen parasını vererek aldığı, bazen de kendine bağışlanan bu çiftlikleri işletip para kazanmak için değil, çağdaşlaşmanın köyden, köylüden başlatılması gerektiğine inandığı için modern tarım ve hayvancılık yöntemlerinin uygulandığı Atatürk Örnek Çiftlikleri haline getirir, sonra hazineye bağışlar. Bunların başlıcaları Ankara Orman Çiftliği, Silifke Tekir ve Şövalye çiftlikleri, Yalova’da Millet ve Baltacı çiftlikleri, Dörtyol’da portakal bahçesi ile Karabasamak Çiftliği, Tarsus’ta Piloğlu Çiftliği’dir. Bu çiftliklerin, aynı zamanda ağaçlandırılması için çaba sarf eder. Bu amaçla örneğin Ankara Gazi Orman Çiftliği’ne her yıl 50 bin ağaç diktirir. Yalova Çiftliği’ndeki köşkünü sırf yanındaki çınar ağacının dalları kesilmesin diye altına ray döşetip birkaç metre kaydırır. O günden sonra bu köşkün adı “Yürüyen Köşk” olur.

Burada bir karalamadan daha bahsetmek istiyorum. Güya Atatürk Ankara’daki Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nin yerini değerinden düşük olarak zorla almıştır. Bazıları bunu dile getirmişler. Oysa araştırın, bu yer o günlerde çamur, bataklık bir yermiş. Büyük Atatürk, "Ağaç bile yetişmiyor, burada insan nasıl yaşar?" denilen bir yeri satın alıyor. Satın aldıktan sonra burada yapılan çalışmalar sonucu değer kazanınca beyefendilerin aklına geliyor. 
Buraları kendi üstüne geçirtmez, 1927’de çiftlik gelirlerini CHP’ye, 1937’de ise tüm mal varlığını hazineye bağışlar. Ayrıca özel bir yasa ile mirasçılarının pay alma hakkını ortadan kaldırır. Bu belgeler zahmet edip okunursa adı geçen varlıkların ülke tarımının geliştirilmesi, halka ziyaret ve gezi yerleri oluşturulması gibi amaçlarla hazineye devredildiği anlatılır. Para ve mal edinme hırslısı olan biri bunu yapar mı? Bu davranışı karşısında meclis kendisine bir teşekkür telgrafı çeker. Atatürk’ün yanıtı şöyledir “Yapılan bir vazifedir.” Onu karalamaya çalışanlar bu telgrafı görmezden gelir, utanmazlar. Çünkü yüzleri manda derisi ile kaplıdır. 

Bozkırın ortasında büyük bir emekle kurulan ve birinci derece tarihî ve doğal sit alanı olarak tescil edilmiş olan Atatürk Orman Çiftliği bugün ne halde biliyor musunuz? Bugün dikilen ağaçların çoğu kesilip sit derecesi düşürülmüş, bir bölümü üzerine Başbakanlık binası ve ABD büyükelçilik binası yapılması kararlaştırılmıştır. Ankara 11. İdare Mahkemesi bunların yapımını durdurma kararı almasına rağmen başbakan hala "Hukuksuz olarak yaptığımız hiçbir şey yok. Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Açılışını da yapacağım, içine de girip oturacağım" demekte. Tabi yargıyı kim dinler. Yine Atatürk’ün 1929’da kendi parasıyla satın alarak tarımın gelişmesi için halka bağışladığı Yalova’daki Millet Çiftliği'nin bir bölümü turizm tesisi yapılması için Araplara satıldı. Baba malını satıyorlar sanki. Dinden imandan dem vurup iş ülke toprağını satmaya gelince hemen yatırım adı altında bir kılıfa sığınıyorlar.


O her adını duyduğunuzda küfredip kininizi kustuğunuz Ulu Önder Atatürk iyi ki varmış. Satıp satıp günü kurtarıyorsunuz. Satacak bir şey kalmayınca bakalım satışa nerden başlayacaksınız! Gördüğünüz gibi Atatürk yaşarken kurduğu çiftlikleri belediyelere ve devlete verdi. Şimdi soruyorum. Sayın başbakan ve ailesi sahip oldukları gemicikleri, hastaneleri, tüm mallarını ve paralarını ölmeden önce devlete bağışlayacaklar mı?
Gelecek hafta Atatürk’ün mal varlığını, öldüğünde bıraktıklarını yazacağım. Şimdilik hoşça kalın.


Saygılarımla.