Günümüzde yaşananlardan endişe duyanlara, bir kesim diyor ki: “Merak etmeyin, Türkiye İran’a benzemez.” İran’daki İslam devrimi sırasında yaşananlara bakın, benzeyip benzemediğine yazımı okuduktan sonra siz karar verin.
1970'li yılları bitirip 1980'li yıllara başlarken Orta Doğu, üç büyük ve önemli olaya tanık olur: İran'da Şah'ın devrilmesi, Sovyet Rusya'nın Afganistan'ı işgali ve Irak-İran Savaşı. Bu üç olay, Orta Doğu'nun stratejik yapısını da değiştirir. Bu büyük değişmenin başlangıcını şüphesiz, İran'da Şah'ın devrilmesidir. Şah Rıza Pehlevi’nin ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yapması bize bazı şeyler anlatıyor, sanırım.
20. yüzyılın ilk yarısında İran’a damgasını vuran Pehlevi ailesidir. 1920’de yönetimi devirip şahlığını ilan eden Rıza Han ve oğlu Rıza Pehlevi İran’ı eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalışırlar. Şah Rıza Pehlevi yeniliğe açık bir yönetim anlayışı ile İran’ın batılı devletler seviyesine erişmesine gayret gösterir, bu yenilikçi tavrı ülkede mollaların tepkisini çeker. Nitekim İran’da saray ile mollaların arasını açan olay yine bu dönemde yaşanır, Şah dini lider Ayetullah’ı döverek bu gerginliğin iyice artmasına neden olur. Mollaların İran’da devlete karşı ayaklandığı pek görülmez. Sadece 1963’te Şah’ın mali kaynaklarını yok ettiği için bir protesto eylemi gerçekleştirilir, olay sonrası Humeyni, Türkiye’ye sürgüne gönderilir.
Şah'ın iki politikasından biri kendisiyle beraber olanlara, kendisini destekleyenlere her türlü maddi olanak ve refahı sağlamaktı. Bu ülkede rüşvetin ayyuka çıkmasına neden oldu. Diğeri ise, kendisinden olmayanları ve kendisine karşı gelenleri küçük-büyük acımasızca ezmekti. İran'ın ünlü gizli istihbarat örgütü SAVAK bu yüzden İran halkının korkulu rüyası olmuştu.
Şah’ın, İran’ın Pers İmparatorluğu’nun devamı olduğunu göstermek düşüncesiyle 1971’de Persepolis'te, İran’ın kuruluşunun 2500. yıldönümünü görkemli bir törenle kutlaması, kutlamaya önemli devlet başkanları, krallar, kraliçeler, Hollywood yıldızlarını davet etmesi ve bu davet için büyük harcamalar yapması yoksulluk içinde yaşayan halkın hoşuna gitmez.
Şah Rıza Pehlevi’ye karşı tepkiler artmaya başlar. ABD, Komünizm tehdidi ile koruyucu kimliğine bürünür. Sol muhalefetin ezildiği bu dönemde İslamcı hareket güçlenmeye başlar. Şah, ABD’nin desteğinde sansür ve yasaklara başvurur. İslamcılar bu süreç içinde güçlenerek devrimi bir İslam Devrimi’ne dönüştürür, demokrasi sloganıyla solcu, tutucu, aydın grup ve halkı birleştirir.
Rejime karşı muhalefet 1978 Ocak ayında harekete geçer. Kum şehrinde çıkan olaylar, bir süre sonra Tebriz'e ve diğer şehirlere sıçrar. 1978 yılındaki olaylarda 2.000 kişi yaşamını yitirir.
Çıkan olaylara iki güç egemendir. Rejimi de bu iki güç yıkar: Cami ve petrol kuyuları. Cami dinci güçlerin yani aşırı sağın merkezi; solcuların kışkırttığı grevler de solun en güçlü aracı olur. Şah'ın en önemli siyasal gücü, petroldür. Sol, Şah'ın elinden bu gücü almak için grev başlatır, üretimi düşürür. Öyle ki petrol üretimi günde 6 milyon varilden 700.000 varile düşer.
Şah birçok konuda ödün vermeye başlar. Mahkûmlar af ilan edilip serbest bırakılır, İslami takvim kabul edilir. Şah ailesinin iş hayatına girmesini yasaklar, radyoda yaptığı bir konuşma ile hatalarını itiraf eder. Ancak iş işten geçmiştir. Bunlar halkı yatıştıracağı yerde daha da azdırır.
Ocak 1979’da Şah, İran’ı terk eder. Şahın ülkeden ayrılması, ayaklanmanın kesin zaferidir. Tüm ülkede bayram başlar. Ülkedeki aydın, solcu, liberal ve milliyetçiler, mollaların demokrasi ve özgürlük getireceğine inanmaya başlar. 14 yıllık sürgünden sonra Şubat 1979’da Humeyni, İran’a döner. Yaklaşık 3 milyon kişi tarafından karşılanır. Artık her şey Humeyni'nin kontrolündedir.
İran’da İslam Devrimi başlar. Yapılan yürüyüşte yasak, sansür yoktur, ancak eski başbakan Musaddık ve solcu şehitlerin resimlerini taşıyanlar mollalarca dövülmektedir. Üzerinde durulmaz, "Sonra sakinleşirler" diye düşünülür. Ertesi gün gazetelerde, bir hırsızın mollalarca yakalanıp, "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyetçe 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberi görülür. Ciddiye alınmaz, "Üç beş kendini bilmezin işi" denir. Ardından bira-şarap fabrikalarının yakılır, sinemalar tahrip edilip filmler sokaklara atılır, yine üzerinde durulmaz.
Artık ok yaydan çıkmıştır. Mollalar “Kız ve erkekler okullarda aynı sınıfta olamaz, kadın ve erkekler yan yana yüzemez, birlikte spor yapamaz” gibi kararlar alırlar. "Müslüman kadınların yanında o...ların yeri yoktur" deyip kadınlara örtünme zorunluluğu getirirler. Bu yüzden özellikle üniversitelerde çatışmalar çıkar. Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar açıkça dövülmeye, yüzlerine kezzap atılmaya başlar. Aydınlar bunu geçiş dönemi sanıp devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görür, umursamaz.
Devamı gelecek yazımda. Şimdilik hoşça kalın, saygılarımla.