Müslüm Filmi Üzerine

Anlatacaklarım var!
Vaaz vermek değil niyetim.
Duyduğumu söylemek.
Anlatmaya değer şeyler duyuyorum zira.


Girizgah

Üniversite sıralarında idealist bir sinema öğrencisiyken, klasik anlatı sineması dediğimiz gişe sinemasına karşı mesafeli dururduk. Angeloupoulos, Bela Tar, Bahman Ghobadi, Nuri Bilge Ceylan vb. gibi sinema sanatında farklı yaklaşımları olan kült yönetmenler kafa karışıtırıcı filmler üretmişlerdi. Bizler de daha çok hem bu filmleri çeken kafa yapılarını hem de içeriklerdeki imaları idrak etmeye çalışırdık. Ve bu süreçte kendi sinema anlayışlarımızı insanı üzerine daha fazla düşünmeye/sorgulamaya iten bağımsız sinema üzerine kurmayı amaçladık. Bir çoğumuzun klasik anlatı sinemasına karşı mesafeli duruşu devam eder ama bu duruş, kitlelerin izleme alışkanlıklarının bu sinemaya karşı geliştiği gerçeğini değiştirmeyecek.  

Elbette ki bu yazıda Müslüm Filmi üzerine derinlemesine bir tahlil yapamayacağız. Yazının amacı izleyicimize gişe sineması hakkında üzerine düşünmesi gereken bazı küçük ipuçları vermek olacaktır.

Ön Bilgi

Müslüm filminin yapımcılıklarını Ayla Filminden tanınan Mustafa Uslu ve Nuri Yıldırım yaptı. Ortak yapımcılar arasında, Güney Koreli CGV Entertainment şirketi de var. Ayrıca Yönetmen koltuğunda daha önce Ayla ve Sarıkamış Çocukları filmlerini yöneten Can Ulkay ile Romantik Komedi ve Bu İşte Bir Yalnızlık Var filmleriyle bilinen, aynı zamanda bir reklam yönetmeni olan Hakan Kıravaç(Ketche) oturuyor. Filmin Senaristleri, Hakan Günday ve Gürhan Özçiftçi’dir.

Çekimleri, Şanlıurfa, Adana ve İstanbul’da gerçekleştirilen ve yaklaşık 21 Milyon Türk Lirasına maledilen filmde, Timuçin Esen, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl ve Güven Kıraç gibi ünlü isimler ile birlikte, O Ses Türkiye Çocuklar yarışmasının birincisi Şahin Kendirci oynuyor. 26 Ekim 2018 tarihinde 921 sinema salonunda vizyona giren filmi şu ana kadar 3 Milyon 841 bin 347 kişi izledi.

Film, Müslüm Gürses’in Şanlıurfa Halfeti’deki çocukluğundan başlayarak 3 Mart 2013’teki ölümüne kadar geçen süreçteki önemli anları işliyor. Adana halkevinde tanıştığı Limoncu Ali vesilesiyle müzik hayatına başlaması, yaptığı kaza, Muhterem Nur ile karşılaşması, Bıçaklanması, Gülhane ve Harbiye konserleri işlenen konular arasında.

Başlıyoruz

Bir filmi veya bir düşünceyi eleştirirken doğru altyapılar kurmak, doğru argümanlar üretmek gerekliliği ne yazık ki toplumumuzda bir alışkanlık haline gelmiş değildir. Bu konuda, film çok gerçekçiydi, film boyunca ağladım, filmi izledikten sonra açıp Müslüm Gürses dinledim gibi yüzeysel yorumlar yapmayı seven bir toplumuz. Fakat bu cümle kalıpları, film hakkında bir fikir beyanı olmaktan bile çok uzaktadırlar. 


Örneğin; Filmin sonunda kendisine filmi nasıl bulduğu yönünde sorular yöneltilen Muhterem Nur,
Filmde Gürses’in burnunun çok uzun yapıldığını, gerçek hayatta böyle olmadığını söylüyor. Işın Karaca, Müslüm Gürses’in sesini filmde duyamamaktan yakınmış. Şükran Ovalı ise filmi izledikten sonra sütten kesilmiş. Bazı gazetelerdeki köşe yazılarına baktığımızda filmi sürekli gündemde tutmak istenircesine “Müslüm Filmi İzleyeni Ağlattı” gibi reklamvari başlıklar atılıyor ve köşeyazıları yazılıyor.

Peki bir film insanı neden ağlatır? Brecht, bir filmin içerik olarak ilerici ama biçim olarak gerici olabileceğini söyler. Müslüm filminin senaryosu yazılırken anlatı tarzına göre dramatik eğri çizilir. Bu dramatik eğride seyircinin özdeşleşeceği, ağlayacağı, güleceği ve katharsis dediğimiz arınmaya ulaşacağı nokta aşağı yukarı bellidir. Yani, biz filmin içerisine bilinçli olarak sokuluruz ve sinema salonunda müslüm karakteriyle özdeşleşerek Müslüm oluruz. Kendimizi bir anda onun çektiği acıları çekerken buluruz. Ve bu çoğu zaman bizim bilincimizin dışında gerçekleşir.

Müslüm filmi klasik anlatı sineması örneğidir. Ve melodram kalıpları içermektedir. Filmdeki yakın planlar,  altta hiç eksilmeyen müzik ve kahraman odaklı konu hemen hemen bütün melodram kalıplarının ortak özelliğidir. Bu tür filmlerde sosyolojik koşullar çoğunlukla arkada bir fon olarak bile işlenmez. ( Örneğin; Babam ve Oğlum filmi de melodram kalıplarıyla oluşturulmuş bir filmdi.)

Bir çoğumuz sinema salonuna günlük hayatın koşuşturmacasına bir mola vermek, yorgunluklarımızı askıya bırakmak gibi sebeplerle gideriz. Ancak, sinema’nın bir sanat dalı olabilmesi, izleyiciyi boş bir alıcı olarak değil, aktif bir katılımcı olarak görmesiyle orantılıdır. Bu nedenle bir film sizin düşünme yetinize hitap etmek yerine onu bir kenara bırakıp, size hazır sunulanı almanızı istiyorsa, duygularınızı sizden bağımsız bir şekilde yönlendiriyorsa ve filmden çıktıktan sonra toplumsal koşullarınızla ilgili en ufak bir farkındalığa sahip olamıyorsanız, o film, çabuk tüketilen bir popüler kültür öğesinden başka bir şey olamayacaktır.

Bir klip, reklam filmi havasında, 2-3 saniyede bir değişen kesmelerle kurgulanmış, bol yakın planla çekilmiş, hiç bitmeyen bir melodiyle soslandırılmış Müslüm filmi de birçok gişe filmi gibi biçimsel olarak seyircinin düşüncelerini geri plana atmakta ve seyirciyi doğrudan duyguya yönlendirmektedir. Dolayısıyla bu tarz bir film, izleyiciye düşünsel anlamda hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Tartışılması gereken diğer bir konu ise, Müslüm’ü, Müslüm baba yapan toplumsal tabakanın filmde fon olarak bile kullanılmamış olmasıdır. Müslüm Gürses’i bu denli meşhur yapan, şüphesiz şarkılarının arka mahallelerde yaşayan, sosyoekonomik açıdan alt sınıfa mensup insanların ortak sesi haline gelmesi ve bu sesin ortak bir isyan diline dönüşmesidir. Arabesk müziği tartışmak şöyle dursun, kendi toplumsal koşullarına karşı “Yakarsa dünyayı garipler yakar” gibi sözlerle kendi dışavurumlarını yaşayan bu insanların bu filmde olmayı en çok hakeden kesim olduğunu düşünüyorum. Filmin Muhterem Nur’un bakış açısıyla yönlendirildiği ve yapımcıların eliyle gişe oranlarını yukarıya çekmek için popüler kültürün hızlı tüketim öğesine dönüştürüldüğü göz önüne alındığında; yukarıda belirttiğimiz bu sosyo demografik özelliklere sahip kitlenin oluşum sürecinin gözardı edilerek Gülhane Konseri sahnesinde yapay bir dekor olarak kullanılmasını tabii ki de garipsememek gerekir. Arka fondaki bu eksiklik “Bana ne toplumsal çelişkilerden, ben kazanacağım paraya bakarım” zihniyetiyle gişeye sunulmuş bir filmin yansımasıdır.

Ayrıca filmde kullanılan kostümler, Grand Pera(Emek Sinemasını yıkıp yerine yaptıkları Avm) Alışveriş Merkezinin içinde bulunan Cercle d'orient’te sergilenmesi de filmin o toplumsal tabakayla hiçbir alakası olmamasının başka bir göstergesi.

Gerçek hayatta biz bir insanı salt iyi veya kötü diyerek adlandıramayız. Her insan kendinde iyi ve kötü özellikleri bir arada barındırır. Sinema filmindeki bir karakter de buna uygun olarak yaratılır. Filmde baba karakteri salt kötü bir karakter olarak çizilirken, Müslüm Gürses’in alkol bağımlılığı yüzeysel bırakılmış, Muhterem Nur’a uyguladığı şiddet önemsizleştirilmiştir. Özellikle Muhterem Nur’a uygulanan bu şiddetin kabulü filmdeki sorunlardan başka bir tanesidir. Evet Türkiye’de kadına şiddet gerçektir. Bunun gösterilmesi kabul edilebilir fakat bunun bir eleştirisini sunmadığınız zaman bu durum normalleşecektir.

Yanılsamalardan bir tanesi ise kurgu ile gerçek arasındadır. Filmin başında verilen ‘’bu film Müslüm Gürses’in gerçek yaşam hikayesidir’’ ibaresi filmin bütününe bakıldığında gerçeği yansıtmamaktadır. Örneğin; resmi belgelere göre Müslüm Gürses’in babası, annesini boşadıktan sonra öldürmüştür. Ayrıca resmi tutanaklarda, filmde bahsedilen kız kardeş ve ölümü yer almamaktadır. Konu ile ilgili okuma yapmak isteyenler Odatv’nin ‘’İşte Müslüm Gürses’in babasının annesini öldürdüğü mahkeme dosyası’’ başlıklı haberini inceleyebilirler. Bu bağlamda verilebilecek diğer örnekler ise filmde Müslüm Gürses’in sahnede Muhterem Nur’a tokat atması olarak gösterilen olay örgüsünün gerçekte kuliste gerçekleşmiş olması ve  Müslüm Gürses’in Gülhane Konseri’nde bıçaklanmamış, saldırganın önlenmiş olmasıdır. Filmin çerçevesi biyografik bir yapıda olsa bile olaylar kurgulanarak sunulmuştur. Yani film filmdir, gerçek ise gerçek.

Müslüm Gürses’in 07.03.2013 tarihli Habertürk gazetesinde çıkan, “Müslüm Baba’nın Muhterem Nur’a Vasiyeti” Başlıklı bir haberde, hayatının filme çekilmesini istemediği, daha önce “Sırrı Süreyya Önder” tarafından girişilen bir projenin çekim aşamasında iptal edildiği yazmaktadır. Bunu istememesinin sebebinin Babasının Annesini öldürme olayının filmde verilmek istenmesidir. Müslüm filminde bu sahne verilmiştir. Peki ne oldu da vasiyet yerine getirilmedi? Ben bu konuda anahtar kelimenin birileri için “para” olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak izlediğimiz film, Müslüm Gürses’i temel öğelerinden arındırdığı için, bir Müslüm Baba filmi olamamıştır. Türk Sineması çok geç olmadan, kendine aktif, katılımcı birer izleyici yaratmak zorundadır.
Sürçü lisan eylediysek affola.
Sevgiyle hep.

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Semiha Karaca
Semiha Karaca - 4 hafta Önce

Ben filmi beyen dim zaten küçüklükten beri onu Şarkılarını beğenerek dinlemisimdir

Ali Userin
Ali Userin - 3 hafta Önce

Harika bir yazı.

banner221

banner250