Dünya ile birlikte insanlar da kirlenmeye başladı, aslında insanları kirleten düzenler yani sistemlerdir. Tabi insanın kişiliği kirlenmeye müsaitse daha çabuk olur bu işlem. Sadece kendisini kirletmekle kalmaz, bir çok kişiyi de kirletirler. Etrafımıza baktığımızda, dost, arkadaş, meslektaş veya iletişim kurduğumuz insanlar tarafından bir gün ihanete uğrayabiliriz. Belki bir çoğumuz çeşitli nedenlerde ihanete uğramış ve bunun acısını biliriz. Aslında ihanet edenlerin kişiliklerine bakıldığında bunların henüz insanlık evrimini tamamlamamış, yaşamını çıkara bağlamış canlılar olduğunu görürüz. Böylesine ihaneti yaşam biçimi olarak benimsemiş kişiler her koşulda ihanet ederler, bunu asla unutmamalıyız. Bir makam için, egosu için, para için, hatta bir yemeğe bile arkadaşını, dostunu ve çalıştığı ortamdaki yanıbaşında ki arkadaşına ihanet eder. Bu tiplerin vefa duyguları yoktur. Zaten olsalar ihanetçi bir kimliğe bürünmezler. İşte böyle kişileri sistem kullanır. Kullanıcılar böyle tipleri işleri yapıncaya kadar kullanırlar.  Can Dündar'ın "Hayata ve Siyasete Dair" kitabından alıntılar alıp biraz beyin fırtınası yapalım. "Sırttan vurmak, zor vazgeçilir bir kişilik hastalığıdır" "Şöhreti ebedi sanmak felaket, makamı gözden çıkarabilmek fazilettir" İhanetlere, terk edilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olunmalı, yalnızlığa alışmalı. Çünkü omuz omuza günlerin vakti geçti, dayanışma, günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık.

Zaman, birlikte kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır. Bugün savcılara hesap vermek, yarın çocuklarımıza hesap vermekten çok daha kolaydır. Yine gelelim ihaneti yaşam biçimi olarak benimseyenlere. Sistem; yaşamında bir baltaya sap olamayanları makam verebilir, üst düzeyde yetkili ve etkili bir hale getirebilir. Ancak bu kişiler normal yaşamlarına döndüklerinde yani, makamdan ayrıldıklarında kendilerine selam verecek insan bulamazlar. İnançlarını, düşüncelerini hiç bir çıkar uğruna satmayan kişilere bu devirde değer verilmediğini bilirim. Böyle insanların büyük bedel ödediklerini de. Ama en büyük ödülleri ise insan kimlikleriyle ile birlikte çocuklarına, sevdiklerine, dostlarına onurlu bir yaşam geçmişi bırakırlar. İhanetçiler ise yaşamda bıraktıkları pislikler'le anılırlar. Günlük dildeki kullanımında yumuşatılmış olsa da “hain” sözcüğü birini suçlayıp aşağılamak için kullanılabilecek en ağır sözlerden biridir. “İhanet” ise bilindiği gibi, "hain" sıfatından türetilmiş bir isimdir.

Hainlik yapmak, ihanet etmek, bir dostu sırtından vurmak, kendisine güvenenleri yarı yolda bırakmak ya da satmak anlamlarına gelen, kullanım alanı çok geniş bir sözcüktür. İhanetin hiçbir biçimi hoş karşılanmaz. İhanet eden kişi, gerekçesi ne olursa olsun, küçümsenen, kendisinden uzak durulan, toplumun gözünde değersiz, güvenilmez biridir. Bir insan dostlarını, arkadaşlarını, meslektaşlarını, yoldaşlarını neden yarı yolda bırakır, onları neden sırtlarından bıçaklar, kimi kez onların güç durumlarından yararlanmayı neden fırsat bilir, kendi inançlarına, kişiliğini oluşturan değerlere bile neden hainlik yapar? Bu soruların tek bir yanıtı olmasa gerek, yine de akla ilk gelenleri sıralayalım; Çıkarcılık, kıskançlık, yükselme hırsı, zayıf karakterlilik, başlıca kişilik bozuklukları. Çünkü ihanet, hastalık gibi bir şeydir, bir virüs, bir mikroptur. Sağlıklı bir insan kişiliğiyle bağdaşması, böyle bir kişilik içinde etkin olması olanaksızdır. Hainler kendi ruh ve kişilik bozukluklarının farkında oldukları için de yaşadıkları iç çatışma onları giderek daha da alçaklaşmaya, sürüngenleşmeye götürecektir.

Hainler, ihanet edenler, kişisel ve toplumsal yaşamın güç zamanlarında daha çok sayıda ortaya çıkarlar. Pislikten üreyen, bataklıklarda çoğalan zararlı yaratıklar gibidirler. Hiçbir çalım, gösteriş, azamet, göz korkutma ya da göz boyama, gerekçe uydurma ya da açıklama bulma çabası ihanetin çirkinliğini örtüp gizleyemez. Bütün bunlar bir an etkili olsalar da, toplumlar sezgiler ve sağduyularıyla ihaneti yine de algılamış ve ona layık olduğu notu vermişlerdir. Gün gelir, ihanet eden kişi ve kişiler, her kim olurlarsa olsunlar, kişisel ya da toplumsal yaşamda, en yakınları da içlerinde olmak üzere kendi çevrelerinin ve bütün bir toplumun lanetinden kurtulamazlar. Yazımı şu sıralamayı yaparak bitirmek istiyorum;

 

1. Geldiğin yeri unutmayacaksın

2. Çıktığın yol da adam satmayacaksın

3. Seni satanı asla unutmayacaksın

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
ali yılmaz 9 ay önce

"zaman tek başına ayakta durma zamanı.birlik olma,omuz omuza olma zamanı değil demişsiniz."bir taraftan ihanetin ne kadar kötü olduğunu anlatırken bir taraftan bireyselleşmeyi yalnız kalmayı kimseyle alakalı olmamayı öğütlemişsiniz.bence yazınızın alt yapısında hollywood filmlerinde yaşayan amerikalı insanlar gibi:yalnız,kimseye yardım etmeyen hatta ve hatta abartıyorum selem vermyen insanı öğütlemişsiniz.bu koskoca bir yanlış bence..

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner153