banner277

Hangisini yazayım?

 Gündem öyle hızlı gelişiyor ki yetişmek mümkün değil. Ortalık şu günlerde toz duman. Hakaretler, suçlamalar, itiraflar, israflar, dalavereler ve umursamazlıklar. Kısa kısa hepsine değinelim.

Geçen haftanın bombası Bülent Arınç’ın açıklamaları idi. Erdoğan ile zaman zaman ters düşen Arınç bu kez iyi bayrak açtı. Önce çözüm sürecinde izleme heyeti kurulmasından haberdar olmadığını, buna olumlu bakmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Yapılanlardan, geleceğimiz noktadan Sayın Cumhurbaşkanımızın habersiz sayılması mümkün değildir, her şeyi çok iyi bilmektedir.” diyerek açıkça Erdoğan'ı eleştirdi, hükümeti ekran önünde eleştirmesini uygun görmediğini söyledi.

Ardından Melih Gökçek’i topa tuttu. Seçim sonucunu bile etkileyebilecek hakaret içeren konuşma şöyle: “Gökçek benim için “Seni istemiyoruz” demiş. Bu terbiyesizce bir açıklamadır. O benim görevden alınmamı isteyecek kadar haysiyetli bir insan değildir. Biz kimin havlayacağını biliriz. Benim cemaate karşı sempatimi herkes bilir. Gökçek oy isterken bu yapının kucağına oturmuş ve bu yapıyla Ankara’yı parsel parsel satmıştır. 8 Hazirandan sonra hesabını sorarım.” Sayın Arınç neden 8 Haziran? Uğur Mumcu’nun bir sözünü sana hatırlatayım: “İnsanlar sadece konuştukları şeylerden değil, sustukları şeylerden de sorumludurlar.” Madem dürüstsün, usulsüzlüklerden bahsediyorsun, neden 8 Haziranı beklersin? Ne varsa yiğitçe açıkla, herkes öğrensin. Partine zarar vermeyeyim derken halka zarar veriyorsun. Aslında AKP içindeki çürüme ortaya çıktı. Bu olaylar milletvekili belirlemede daha da patlayacak. Başağı gittiklerinin farkındalar. Kıbleyi şaşırdılar.

Son günlerde moda itiraflar. Balyoz ve Ergenekon olayı için Erdoğan Harp Akademisi’nde yaptığı konuşmada "Aldatıldım. Samimiyetle ifade ediyorum, eski Genelkurmay Başkanımız başta olmak üzere pek çok komutanın tutuklanmasına şahsen gönlüm hiçbir zaman razı olmadı.” dedi. Kusura bakma ama sen değil miydin o günlerde bu davanın savcısı olduğunu söyleyen? Ardından Gül “Türkiye için çok iyi şeyler düşünerek yola çıkmıştık. Giderek hepimizin düşündükleri değil, bir kişinin düşündükleri hayata geçmeye başladı. Ve Arınç: “Farklı cumhurbaşkanı olacağım' dedi, sarayda oturuyor.” Davutoğlu, Arınç gibi birçok partili Erdoğan’ın işlerine karışmasından rahatsız.

Gelelim seçimde hile olayına. Yıllarca yazdım, eleştirildim. Şimdi itiraflar başladı. İstanbul’da 30 Mart seçimlerinde yaşanan oy hırsızlığını, bir sandık başkanı itiraf etti.  AKP:112, CHP: 71, MHP: 33 olan oylar AKP:198, CHP: 1, MHP: 21 yazılmış. Bu yalnız bir sandık. Bunun gibi kaç tane var kim bilir? Kedilerin trafoya girmesi neler değiştirdi. Ankara’da yapılan itiraz kabul edilmedi. Bir evde anormal seçmen sayısı, kümeslerde yaşayan seçmenler, ölülere oy kullandırmalar, vs.

Ve aylardır konuşulan İç Güvenlik Yasası. Mecliste kıyamet koptu, vekiller birbirine girdi. Sonuç: YASA KABUL EDİLDİ. Madem umursamayıp kabul edilmesine izin verecektiniz, niçin ortalığı birbirine kattınız? 10 Ağustosta halkın vurdumduymazlığı Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yaptı, siz, muhalefet partisi vekilleri, yasanın çıkmasını sağladınız. Yasanın ilk 69 maddesi, 199 kabul, 32 ret oyu ile kabul edildi. Mecliste 125 CHP, 52 MHP, 29 HDP ve 17 bağımsız-diğer partilerin vekilleri oylama sırasında mecliste değil uykuda idiler. Yazıklar olsun. Pakete evet diyen 199 oydan fazla muhalefet milletvekili meclise gitseydi yasa kabul edilmeyebilirdi. Buyurun şimdi sıkıyönetime.

İç Güvenlik Yasası ile valilere adli kolluk yetkisi, polise hâkim kararı olmaksızın ve yazılı emir olmadan durdurma ve arama, 'makul şüphe' yetkisi verildi. Polisin silah kullanma yetkisi genişletildi. Basın açıklaması, toplantı veya gösteri yürüyüşleri veya siyasi partilerin mitingleri gibi etkinliklerin kanuna aykırı toplantı ve gösteriler sayılmasının önü açıldı. İnternet sitelerinin içeriklerini ‘sakıncalı’ olarak tespit etme yetkisi başbakanlık ve bakanlara verildi. Suç unsuru olarak nitelendirilecek içerikleri Twitter’da ve Facebook’ta paylaşanlara ceza verilecek.

Seçim öncesi kendini acındırma, mağdurları oynama erken başladı. “Kızımı türbanlı diye üniversiteye almadılar. ABD’de okutmak zorunda kaldım.”(Oğlun da mı türbanlıydı?)  “1979'da Metris Cezaevi’nde gözaltına alındığımda işkence gördüm”(Metris Cezaevi 17 Nisan 1981’de açıldı.). “Türbanlı bacımız Kabataş’ta gezicilerin tacizine uğradı.”(Gazeteci İsmet Berkan olayı yanlış aksettirdiği için özür diledi, hala dile getiriliyor.) “Cumhurbaşkanı'nın kızı Sümeyye Erdoğan'a yönelik suikast planlandı.”(Twitter’dan CHP Milletvekili Umut Oran’a gönderilen 73 sayfalık belgeyle tamamen çürüdü. Oran tazminat davası açıyor.) 

Son olarak israf. Cumhurbaşkanı için yapılan harcamalar. Saraya 1,5 milyar, sarayın aylık gideri 21 milyon, yavru saraya 750 milyon, uçağa 480 milyon, 3 helikoptere 182 milyon, lüks Mercedes’e 1,1 milyon, 27 bin lira aylık maaş. En önemlisi örtülü ödenek. Cumhurbaşkanlığının ilk 8 ayında meclise hesap vermeden 873,5 milyon. Oysa Sezer 7 yılda kendisi için ayrılan 175 milyon lira örtülü ödeneğin 46 milyonunu iade etmişti. Eleştirilen Çiller bile 2 yılda 5,3 milyon harcamıştı. Vatandaşa gelince yok, Erdoğan’a gelince sınır yok. Allah’tan başka kimseden korkusu yoktur, zehirlenmeye karşı 1,5 milyon dolarlık gıda analizi yapacak cihaz aldırır, 1000 koruma ile dolaşır. İşin komiği Kılıçdaroğlu emekliye 2 maaş ikramiye vereceğim deyince Davutoğlu’nun ülke batar demesi. Bu harcamalarla batmıyor da emekliye ikramiye verirken mi batacak? Sizin felsefeniz “Rabbena hep bana”.

YORUM EKLE

banner275