ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ DEĞİL
TOĞRAĞINI KAHRAMANLAR BEKLİYOR.
VE BİR BAYRAK DALGALANMAK İÇİN RÜZGAR BEKLİYOR…
Bayrağımıza Rüzgar Olanlara İthafen,,,

İLHAMIMIZI O’NDAN ALARAK 15 TEMMUZ’U HATIRLAMAK…
İtiraf edelim mi hep birlikte? Ne kadar okuyoruz? Düşünüyor muyuz? Kardeş olabilmenin çarelerini arayabiliyor muyuz topluca? 
Aklıma geliverdi, İstiklal Marşımızın yazarını tanıyor muyuz? Safahat’i hiç okuduk mu mesela? Hepsinden önemlisi, tertemiz ve dosdoğru yolun rehberi, Kur’an ile kaçımız hemhal olduk? Kaçımız “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp dağılmayın” emrine uyduk? 


Safahat’i karıştırıyordum biraz. Şiirlerinin çoğunun başına ayetler iliştirivermiş İstiklal şairi. İlhamını ayetten alıyor, yüreğini beyitlerine döküyor. İlhamını tastamam “gökten ve gaipten” alıyor anlayacağınız. Sitemini de derdini de milletine arz ediyor peşi sıra.


İstiyorum ki dostlar, ben de bu yazımda ilhamımı biraz ihmal ettiğim Kuran’dan alayım. Gönlümü size onunla açayım. Bugün 15 Temmuz… O kara günü kısacık da olsa O’nun mesajlarıyla hatırlayalım. Umulur ki bir nebze olsun düşüncelerimiz biraz daha doğruya evrilir…


Ve bunlar (şeytanca dürtülerle sapıtmış olanlar), onları doğru yoldan alıkoyar da, o kimseler hala kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler.” (Zuhruf, 38)
Bizler Allah Rasulüne iman ettik. Onunla birlikte, onun bize getirdiklerinin ilahî kelam olduğuna itimat ettik. İtimadımızı laboratuvar ortamında test edip ispatlamadık; lakin “amenna” dedik, gökteki yıldızların başıboş olmadığına inandık ve yüce bir davaya kesin bir inanışla gönülden bağlandık. Evet, itimat ettik. 


Yüzlerce yıldır yüce Kur’anı ve mesajını semerelendirdik. Farklı yorumlar çıktı ortaya. Arayışlar, düşünüşler, inanışlar, reddiyeler, kavgalar, hatta işkenceler… Yığınca farklılıklar hasıl oldu bu güne gelene değin. İnsanlık yol aldı, medeniyetimize bundan pay düştü. Bir yerlere ulaştık. İyisiyle, kötüsüyle Bosna’dan Yemen’e, Türkistan’dan Anadolu’ya, Tunus’tan mazlum bilad-ı Şam’a kadar…


Yek vücut olmalıydık. İslam’ın o tertemiz mesajını duyurmalıydık. Yapamadık. Yapamıyoruz. Ve fakat… İnşallah yapacağız. Başaracağız bunu. İşte 15 Temmuz Direnişi bunun bir örneği oldu. Çanakkale gibi, Sakarya gibi… Varsın, zalimler tüm kuvvetiyle sarsınlar dört bir yanımızı… Biz biliyoruz, birlik olmazsak başımıza üşüşeceklerini (Enfal,73). Varsın, zalimler paralarıyla ve güçleriyle övünedursunlar (Sebe, 34-35). Biz biliyoruz onların derin bir yürek acısıyla mağlup olacaklarını (Enfal, 36). Yeter ki birlik olalım, yeter ki topyekün değerlerimiz etrafında kardeş olduğumuzu hatırlayalım (Al-i İmran, 103).


Bir de diri olalım artık! Tuzak kurucuların tuzaklarını başlarına geçirmek için Allah’ın en iyi tuzak kurucu olduğuna iman edelim.. Bizden görünüp, bize diş bileyenlere hadlerini bildirmek için diri olalım. Allah ile aldatanlara Allah’ın yüreğimize nakşettiği iman ile diri olalım. Uzun yıllar birçok kişiyi kullanarak, suret-i haktan görünmeyi beceren, güya “hizmetleri” olduğu kanaati ile onlara mensup bulunmayan birçok Müslümanın desteğini alan Fetullah alçağına Türk’ün gücünü göstermek için diri olalım! 


Aklınız alıyor mu? Bir kişi kendini seçilmiş bir kurtarıcı olarak görüyor, uzun yıllar kendi sapık anlayışı etrafında gece gündüz çalışıyor, kürsülere çıkıyor, okullar açıyor, vakıflar kuruyor, siyasilere göz kırpıyor… İzmir’e ayak basıyor, . 28 Şubat geliyor, “Beceremediniz, bırakın!” diyor. Başörtüsü füruat oluyor. CIA ile iş tutuyor. Kasetleri, kumpasları, rüşvetleri, şantajları, soru çalmaları, “dinler çorbası projesi” cabası… Sonunda adanmış, mankurtlaşmış sayısız insan topluyor etrafına. 
Aklınız alıyor mu? Bu insanlar küçük yaşlardan beri Fetullah Gülen’in (dünyada ve ahirette gülmesin, çok ağlasın) Allah’ın seçilmiş kulu olduğunu, mehdi olduğunu düşünerek yatıp kalkıyorlar. Kitaplıklarında onun icazet verdiklerinden başka kitap yok. Sır Kapısı izliyorlar. Her gün 5 vakit ve 40 rekat “iyyake na’budu ve iyyake nestain (yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz)” diyorlar, malum zatın kirli mendillerinden şifa ve medet umuyorlar. Yetim hakkını yemenin en çirkin işlerden olduğunu biliyorlar, oburca her yere çörekleniyorlar. Soru çalarken vicdanları sızlamıyor. CIA ile iş tutarken, bunu İslam için yaptıklarını düşünüyorlar. Kim bilir belki tanıdıklarınız da vardır yakınlarda bir yerde, o aşağılık darbenin gününü 3-4 ay önceden biliyorlar! Amaç için her şey meşru oluyor; amaç için ahlaksızlık, ahlak oluyor. Gözleri görmüyor anlayacağınız, Hakk’a sağır ve dilsiz kesiliyorlar (Bakara, 18). 
Hani ayette diyordu ya: Göremeyen, kendini doğru yolda addeden; kimi parayla boyanmış, kimi koltuklarla sınanan, bazısı da kataloglarla ayartılan nice zihinler kendini zelil etti. Cahilliğine kurban gidenler çok oldu. Kurban gittiler bunlar. Fakat kurban ettiler. Hunharca katlettiler milletin evlatlarını. Hunharca mermiler, bombalar yağdırdılar yiğit yüreklerin; anaların, bacıların ve evlatların üstüne. Canımızdan can gitti milletçe. Kahrolduk, çok yorulduk. Ve vurulduk can evimizden!
Kimine de birşey olmadı. Üzülmediler, umursamadılar. Okunan salalara küfrettiler. Darbe gecesi bir kafede otururken, arkamdaki kadının söyledikleri gibi, çok kişiler “Yeter ki o (Recep Tayyip Erdoğan) gitsin de ne olursa olsun.” dedi.
Ne olursa olsun, öyle mi? Hayır, binlerce kez hayır! Benim canım yurdumun tek taşına zarar gelmesin. Zarar gelecekse “ne olursa olsun”cuların zihniyetine gelsin. FETÖcülere ve onların yandaşlarına gelsin. 
Ama kardeşliğimiz, birlikteliğimiz ve inancımız var olsun. Onları hep koruyalım. Onlara hiç zarar gelmesin! 


15 Temmuz gecesi abdestini alıp Vatan’a göğsünü siper eden ecdad yadigarlarına sonsuz minnet ve şükranlarımla.


Selam ve dua ile…